1991 yılında Ankara'da doğdum. Ankara Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünü okul birincisi olarak bitirdim. Yazılım sektöründe farklı firmalarda çalıştım, kamu projelerinde yer aldım. Kariyer basamaklarını hızla çıkarken bir şeylerin olmadığı, oturmadığı hissi beni rahatsız ediyordu. ...1991 yılında Ankara'da doğdum. Ankara Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünü okul birincisi olarak bitirdim. Yazılım sektöründe farklı firmalarda çalıştım, kamu projelerinde yer aldım. Kariyer basamaklarını hızla çıkarken bir şeylerin olmadığı, oturmadığı hissi beni rahatsız ediyordu. Doğayı seviyordum fakat hayatım büyük plazalarda, bilgisayar başında geçiyordu.
2019 yılında ailemin, arkadaşlarımın tüm ısrarlarına rağmen köye yerleşmeye karar verdim. Ordu Mesudiye'deki kendi köyüme yerleşme kararı aldım.
Aslında gönlüm Ege'den yanaydı fakat buranın bakir kalmış olması, dağlık bir bölge olduğu için zirai tarımın olmayışı aklımdaki arıcılık işi için burayı daha cazip kıldı. 2019 yılında geldiğimde 20 yıldır kullanılmayan bir köy evimiz ve aylık 1250 TL sabit gelirim vardı freelance yaptığım işlerden gelen.
Evde buzdolabı, çamaşır makinesi, sıcak su yoktu. Ayrıca pencereler çürümüş aralarından rüzgar giriyordu. Freelance işlere ağırlık verdim. İstanbul'da büyük bir özel hastanenin 4 şubesinin yazılım destek ve SEO işini aldım. Bir yandan köy işleri, bir yandan yazılım ve SEO işleri derken burada tutunacak iyi bir gelir elde ettim.
İlk 2 sene arıcılığı hobi olarak yaptım. 2021 yılından itibaren tamamen arıcılığa ve köy işlerine yönelmeye karar verdim. 2021 yılında ballarımız o kadar çok beğenildi ki markalaşma yoluna gittim ve İkipınar Arıcılık firmamızı kurduk.
Amacım hiçbir zaman sadece para kazanmak olmadı. En iyisini yapmak, en iyilerle rekabet etmek ve ballarımızın takdir görmesi büyük bir haz veriyor. Bu şekilde kazandığım parayı hiçbir şeye değişmek istemiyorum. Bu yüzden yeni yazılım ve SEO işi almadım. Sonra balın yanına aynı muhteşemlikte bir tereyağ gerekti. En iyi tereyağ nasıl olur, nasıl yapılır derken yoğurttan tereyağı yapmak için yayık makinesi aldım. En kaliteli ve faydalı yağı elde etmek için sütün kaynatılması, yoğurt yapılması, dinlendirilmesi, yayılması... bütün işleri baştan sona kendim yaptım. Sütü bildiğim, güvendiğim komşularımdan aldım. Akşama kadar arazide otlayan ineklerin sütü olması kalite için önemliydi. Yoğurt yaparken ayrıca özel probiyotik yoğurt mayası kullandım. Kozalak şurubu yaptım en ulaşılmaz yerlerdeki çamlardan topladım kozalakları. Ne yaparsam yapayım en iyisini, en temizini, faydalısını yapmak için çabalayan bir üreticiyim. Büyük şehirde doğmuş büyümüş fakat 4 sene içinde 70 yıllık köylülerin çoğundan daha köylü olmuş bir üreticiyim.
Hayallerim de bu çerçevede. Geçenlerde kuzenim sordu "şu kadar paran olsa ne yaparsın?" diye. Ona dedim ki "Bu ülkenin gördüğü en büyük çiftliği kurarım. İçinde arıların, meyve-sebze bahçelerinin, ineklerin, mandaların, keçilerin, koyunların olduğu bir çiftlik. Her şeyin en iyisini üretirim ve maliyetine satarım. Kendi kendine yeten, kendi kendini çeviren, her şeyin plan dahilinde otomatik işlediği bir sistem..." dedim. Benim en büyük hayalim bu. Bu hayali bir gün hedef yapmak için çalışıyorum.
İstiyorum ki arıları/insanları zehirleyen, doğayı yok eden kimyasal zehirlerin tarımda kullanılmadığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözündeki sağlam vücudu inşa edecek doğal ürünleri herkesin yiyebildiği bir düzen olsun.